| Profil de **öSqE*** * * Ö's'q'E b'A Ş K'aPhotosBlog | Aide |
* * * Ö's'q'E b'A Ş K'a"BaZeN TeK ÇaRe BiR MaSaLa iNaNmAkTıR ..!" |
|||||
|
|
|
|
|||
|
13 janvier Sorgu'suz Suâl'siz !!sorgula bedenini ...
acı ver kendine..
as iyi niyetlerini..
boğul gözyaşında.. ölme sakın!! ayağa kalk!
savaş var burada... (ölmek haram bir süreliğine*)
masum değilsin yalana yeltenme . . .
teslim olmayacaksın,ölmeyeceksin,yalan söylemiyeceksin!
ağlama karşımda,kabullenme hatanı ... kulp bulma acına!!!
canını okuyup,ezberle... sabah ezanıyla öfele gözünü ... uyuma! (haram*)
kalk hadi okuduğunu anlat,özet çıkar,aklını çırar,yediklerinide //
sen bir mültecisin. mülteci misin? eminim bu ne demek onu bile bilmessin.
sesini çıkarma sakın.
bırak o sigarayı... yanan içini çek içine!
cevap verme bana kabul etme hatalarını ...
savaş benimle!
devam etmediğin,uyuyup kaldığın hayatın hesabını ver.
yaşamadıklarını anlat !!! dalganı geç had;oyununu oyna!
kural belli onaylanmayı bekleme benden.
dönüşü olmayan bir bilet al kısa sürede ... git benden !!!
gelme sakın bir daha yanıma!
koş yakala şu otobüsü içine koydum hayallerini,amaçların orada,yalanların,yaşamadıkların,için ve sen !
çabuk bin ve inme hiç bir durakta!
ağlama karşımda,kabul etme hatanı,teslim olma bana,yalana yeltenme,içme şu zıkkımı...
şuraya as niyetlerinin iyi olan kısmını ve sakın Ö L M E .
17 décembre F.D.fırtınalı yağmurlar karşısında bile kurak yürekler gördüm: ben bir ölü kuşun-mesela-kanadına hüzünden fırtınalar çizerken. yüreğimden düştü, düşten öte gitmedi sevgili öykülerim... sevinçlerim yanmayan bir sokak lambasıydı,yokluğunda farkedilen ve hüzünlerim gökkuşağı gibi gözalıcı olsada masallara sağır kalmadı gözlerim. uçan kuşları, ölü düşleri seviyorum. tanıdığım insanların çoook azını, tanımadıklarımınsa h e p s i n i . . . işte bu inanç sevgidir seni bana getiren. ve her çalınışı ve dinlenişi bu şarkıların, bir borcun ödenişidir bu inanca bu sevgiye...
sana şarkılar söylemeye devam ederim sevmeye çıkarsız inanırsan, sevmeye inan ! yaşamak zor bi oyun… 30 novembre Baskent universitesindeki 3yıldan sonra
Yaşanacak çok şey var dediler… tekrar gözden geçir dediler. Geçirmemişim şimdi görüyorum ki hayat yada bu yaşadığımız her neyse ve burası her neresiyse gerçekten inanılmaz bir yer…insan düşündükçe deliriyor… Birini çok seversin oda seni sever sonra siz birbirinizi severek evlenirsiniz Bir arkadaşınız vardır yanlış yapar yollarınızı ayırırsınız Ya da hiç arkadaşınız yoktur Belki hiçbir şeyiniz yoktur ve hiç olmamıştır ve hiç olmayacaktır… Zorunluluklarınız vardır yaparken zevk aldıklarınız ve işkence gibi gelen diğer eylemleriniz… Hiçbir şey istediğiniz gibi olmaz bazen ama hiçbir şey! Küçükken öğrettiler hepimize nasıl insan olunur diye Bundan nasibini almamışlarla nasıl mücadele edilir diye göstermişlerdir mutlaka hepimize Ama aşağılık olmanın sınırı ailenin süre gelen görgü seviyesine göre değişir Her zaman öğretilmez en kötü olanın özellikleri özenmeyelim diye Kötülük özenilecek bir şey mi? Sanmam ama yine de bilmekte fayda vardı gelecek için En kötü olan… Ama en kötüsü… “bu kadar olamaz” denilen… Var… Eminim daha kötüsü de var… Şimdi küçük bir kız çocuğuyken bize öğretilmeyen kötülüklerin üstesinden nasıl gelebiliriz diye düşünüyoruz şaka yollu… Büyümeye hevesli yaşamaya tedirgin… umutlu ama yorgun... neşeli ama temkinli… Yaşadığımız yerde bize benzeyen bizim gibi olan ben’e “biz” diyebilen kaç kişi olduğunu düşünüyoruz. Nefes alıyormuş gibi yalan söyleyenlerin namussuzluğa namus diyenlerin,gurursuzluğa mecburiyet diye modern bir isim takanların,kendini kurtarmak için başkasını yakmaya çalışanların,başkasını yakamayınca kaçanların ve bulunduğu konumu hazmedemeyenlerin ve hak etmeyenlerin yanında iyi insan olma çabasında büyümeye hevesli ama ne yazık ki yaşamaya tedirgin bir hayat yaşamakta yaşadığımız hayatı öğrenmeye çalışmaktayız… Çok şey bilmeyiz biz ama bildiklerimiz konusunda kimseyle yarışmayız. Çok iyi biliriz iyi insan olmayı yalan söylemeden hayat yaşamayı namus kavramanın insanda yaratması gereken etkiyi ve daha bir çoğunu … yaşadıklarımız bildiklerimizle sınırlı değildir bizim !!! Dedim ya en başta biz nası biyerde yaşadığmızı öğrenmeye çalışırken birileri çıkmış bunun bir yalandan ibaret olduğunu söylermiş gibi bizimle dalga geçiyor sanki.. Sonuç mu diyeceksiniz??? Bi banka reklamın çok daha faslası bence İYİLER MUTLAKA KAZANIR =) 29 juillet 'savunmam'İstanbul un en ağır kışını geçirdiği seneydi, yazdan kalma bir gün havalar erken kararmaya başlamamış henüz . . sonbahar mevsimi bir hüzün taşır kesesinde kanguru misali ve bundandır eylülde doğanların gözlerindeki buğu.! 1987 de daha İzmir in kurtuluş törenleri başlamadan sabah 5 gibi elime bir kalem vermiş annem hadi demiş aç gözlerini yazmaya başla hikâyeni Her 9eylül de kutlamışlar devam ettirdiğim hikâyemi ve bir gün bir bakmışlar aradan tam 20 yıl geçmiş 30 lu yaşların iç geçirerek hatırladıkları o bahar ... ben şimdi annemin verdiği kalemle devam ediyorum hikayemi yazmaya her geçen gün bir şey daha öğrenerek yeni bir tat tadarak bazen ağzım yanarak bazen tadı damağımda kalarak verilen görevi yerine getirmeye çalışıyorum aslında hiç sevmedim sorumluluk almayı başkaları konuşsun ben dinleyeyim istedim onlar oynasın ben izleyeyim onlar başarsın ben alkışlayayım yok sınırlı değildi hayallerim hayattan hep alacaklıydım ben hep hayaller kurardım çapımca hatta bazen abartırdım mevzuu ama bazen hayat küçüğüm demene aldırmıyor senden büyük herkes soruyor "sen ne yaşadın ki?" ama herkesin bir ağırlığı var bir yerde sahip olduklarından yitirdiği yitirirken acı çektikleri acı çektirenleri aşk verenleri aşkına aşk vermeyenleri. Aşk insanoğlunun yüzyıllardır derman bulamadığı bir ağrıydı çoğu zaman ya da eşi benzeri olmayan bir mutluluk hali Evet küçüktük biz çok yara almamıştık dizlerimiz çok kanamamıştı belki de sadece nefes nefese kalmış yorgun çocuklardık ben büyüdükçe farkettim annemin yazmamı istediği hikayede aşkın büyük bir ağırlığı vardı buna göre yaşamalıydım tadında bırakmalıydım acıyı ama yinede bulutlara çıkmalıydım aşkın ön ayak olduğu bir masalda Karşıma çıkınca aşk unuttum yüksekten korktuğumu ne kadar çok şeyi unutturduğunu hatırladım sonra Kafa yormadım daha fazla aşk için belli ki karışıktı anlam aradıkça anlamsızlaşan bir oyundu Oyundu diyorum da bakmayın siz yinede kuralı yoktu bir anlıktı her şey bir göz açıp kapama anı kadar kısaydı ve bir o hayatta olduğuna dair kesin bir gösterge Bazıları şanslıydı bu kanıtta bazıları şanssız Ama sonucu vardı mutlu ya da mutsuz bir son herkes için hazırlanmıştı İlk aşk ilk acı ilk adımdan sonra biraz daha farklılaştı her şey hayat yeni yeni sürprizler sunuyordu daha büyüdüğünden emin olmayan bana ilk düşündüğünde süper gelen yeni bir fikri vardı tek başına yaşamak Yaşamak güzeldi belki tek başına olunca eğlenceli bile olabilirdi Annemin verdiği kalemi cebime iliştirdim ve yola koyuldum insanlar tanıyacak hikâyeler öğrenecektim heyecan vericiydi
\\Daha önce hiç görmediğim şehirler varmış benim ismini bile duymadığım semtler hiç yolumun düşmeyeceği caddeler ve en kötüsü daha önce hiç girmediğim çıkmaz sokaklar Hepsini deneyecektim hem de korkmadan elimde kalemim gördüğüm her şeyi yazıyordum tanıdığım herkesi çıkamadığım bütün sokakların adlarını ezberliyordum maksat ders çıkartmak Annem bir şeyler öğreneyim diye göndermişti beni buraya ve ben annemin tahmin edemeyeceği kadar çok şey öğrenmiştim hala da öğreniyordum
Şimdi yorgun bir çocuk ve umutlu bir yetişkin olmanın verdiği garip bir hisle yorulmamayı öğrenmeye hevesli bir şekilde annemin doğar doğmaz elime tutuşturduğu kalemle gurur duyulacak bir hikaye yazmaya devam ediyorum kah el yazısıyla kah titreyen elimden ötürü çirkince yazılan bir hikaye
Elimde boyalar var benim herkesin yaptığı gibi bende harfleri yan yana getirip ifade özgürlüğümü kullanıyorum ortaya çıkanı boyayınca farklıymış gibi görünüyor sayfama resimler yapıyorum güzel görünüyor yaptığım cümlelerimle hayatımı süslemek(!) aslında
Bir sizi süslemiyorum hepiniz su gibi . . sanırım bu yüzden Feridun düzağaç'a söz düşüyor;
“tanıdıklarımın çok azını tanımadıklarımın hepsini seviyorum.”
ösqe .! 28-07-‘07 |
|||||
|
|